Ön İnceleme: Sürgündeki Şili, Kardelenler, Marksist Estetik

Merhabalar,

Uzun bir zamandır kitap incelemesi yazısı yaz(a)madığımın farkındayım. Aslında itiraf etmek gerekirse üniversiteden sonra kitap okuma alışkanlığımı bir türlü eski haline getiremedim. Kitap okumuyor değilim, okuyorum, hatta yaşadığım ilçede Pazar Kültür ve Sanat Evi‘nde bir kitap okuma grubu da organize ediyorum ama eskisi gibi içimden gelerek okuyamıyorum, kendimi zorlamam gerekiyor. Neyse, ilerleyen zamanlarda okuma alışkanlığımı tekrar eski haline getirip, blogumu daha aktif kullanmayı umuyorum.

Bugünkü yazım ise yeni bir serinin ilk yazısı olacak. Bir süredir Instagram hesabım üzerinde yaptığım kitap alışverişleriyle ilgili paylaşımlar (1 2 3 4 5) yapıyordum. Aldığım kitapların önsöz bölümlerini okuyor ve içeriğine şöyle bir göz atıp bir ön değerlendirme yazısı yazıyordum. Bu hafta da bir kitap alışverişi yaptım ve aynı şekilde yazısını hazırladım fakat bu sefer yazdıklarım Instagram’a sığmadı (yazı uzunluğu limitine takıldım). O halde ben de “niye bu içerikleri blogumda paylaşmıyorum ki?” diye düşündüm ve bu yeni serinin ilk yazısını hazırlamış oldum. Bu yazı serisinde aldığım kitaplarla ilgili bir takım ön değerlendirmeler yapıp, kitabı alma nedenim ve kitabın bana kazandıracağını düşündüğüm şeyler hakkında bilgiler vermeye çalışacağım. Hem böylece ilgili kitapların normal değerlendirme yazılarını yayınladığımda okumadan önceki ve okuduktan sonraki fikirlerimi de görebileceksiniz. Öyleyse başlayalım.

Okumaya devam et “Ön İnceleme: Sürgündeki Şili, Kardelenler, Marksist Estetik”

Okudum: Tek Kanatlı Bir Kuş (Yaşar Kemal)

Tek Kanatlı Bir KuşKorku, insan üzerinde farklı etkiler yaratabilen bir his. Özellikle uzun süre devam eden bir korkunun etkileri daha da güçlü oluyor ve bazen çevrenizdekilere de bulaşabiliyor. Bu durumda korku kişisel bir hâl almaktan çıkıyor ve toplumsal bir korku haline geliyor. Korku, toplumsal korku haline dönüşüp yine uzun süre devam ettiği taktirde, artık korkunun gerçek nedeni unutuluyor ve sadece korku kalıyor geriye. Nedensiz bir korkudan daha korkunç ne olabilir ki? İşte bu yüzden, insanlar unuttukları nedenlerin yerine efsaneler uydururlar. Efsane yanına korkuyu da alarak yayılır ve artık kimse gerçek nedenini bilmeden bir efsaneye inanarak korkmaya başlar. Tıpkı kitabımızın baş rolündeki karakterler Remzi Tavdemir, eşi Melek Hanım ve diğerleri gibi. Okumaya devam et “Okudum: Tek Kanatlı Bir Kuş (Yaşar Kemal)”

Okudum: Tembellik Hakkı (Paul Lafargue)

tembellik-hakki

“Yemenin, içmenin, sevmenin
bir de tembelliğin dışında,
tembellik edelim her işte.” — Gothold Ephraim Lessing

Konfüçyüs’ün çok sevdiğim ve kendime hayat felsefesi yaptığım bir sözü vardır: “Zevkle yaptığınız bir işi mesleğiniz olarak seçin. Böylece, ömrünüzün geri kalanında hiç çalışmak zorunda kalmazsınız”. Bu sözü okumadan önce ben de genelde sevmediğim işleri yapmaktan hoşlanmazdım ve zorla dayatılması durumunda her türlü karşı olurdum. Fakat bu sözü okuduktan sonra kendimce “bu kadar güzel anlatılamazdı gerçekten” dedim ve o gün bugündür hayat felsefem ve ilkem haline gelmiştir bu söz. Okumaya devam et “Okudum: Tembellik Hakkı (Paul Lafargue)”

Okudum: Özgür Eğitim (Joel Spring)

ozgur-egitim-660354-Front-1

Eğitim yöntemleri konusu yıllardan beri her zaman tartışmalı bir konu olmakla birlikte bu konu da en çok tartışması yapılan konu eğitimde özgürlük konusu olsa gerek diye düşünüyorum. Benim de uzun zamandan beri kafamı kurcalayan bir konu olduğu için internette tesadüfen karşılaşmam üzerine okunacaklar listeme almıştım bu kitabı. Okuma zamanının geldiğini düşünerek yaklaşık 4-5 ay önce farklı 3 kitap ile birlikte sipariş etmiştim bu kitabı da fakat okuma sıramda farklı bir kaç kitap olduğu için bu kitaba ancak 7 Temmuz 2015 tarihi itibariyle başlayabildim ve 17 Ağustos itibariyle kitabı bitirmiş bulundum. Fakat hem önemli bulduğum kısımların fazla olmasından dolayı onları arşivime aktarmam uzun sürdü Okumaya devam et “Okudum: Özgür Eğitim (Joel Spring)”

Okudum: Ve Sen Kuş Olur Gidersin (Tarık Tufan)

ve-sen-kus-olur-gidersin-703975-Front-1

İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor. Özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların. Sonra silinip gidiyor.

— s.13

Gerçekten de böyle değil midir sizce de? Tabii burada kast edilen sizi gerçekten anlayan kişiler değil. Fakat bunların dışında kalan kişiler için doğru bir söz değil mi sizce de? Siz sürekli özenle bir şeyler anlatırsınız insanlara, her cümlenizi, kelimenizi özenle seçip konuşursunuz. Karşınızdaki da sizi o an için anlıyor olabilir hatta, fakat bir süre sonra bakmışsınız ki hiç o şeyleri anlatmamış gibi hareketler sergilemez mi karşınızdaki kişi? Okumaya devam et “Okudum: Ve Sen Kuş Olur Gidersin (Tarık Tufan)”

Okudum: Aylak Adam (Yusuf Atılgan)

aylak_adamMerhabalar,

Bu yazımın konusu Aylak Adam isimli kitap olacak. Uzun zamandır okunacaklar listemde olmasına rağmen okumak için yeni yeni fırsat buldum ve geçen ay başladığım(05/04/2015) kitabı, cuma günü(08/05/2015) itibari ile bitirmiş bulundum. Aslında bu kitaptan önce sırasıyla Ziyan (Hakan Günday) ve Deliliğe Övgü (Desiderius Erasmus) kitaplarını okumuştum fakat onların değerlendirmesini yazacak vakit bulamadım maalesef ama Ziyan kitabı için bir değerlendirme yazısı yazmayı düşünüyorum şu sıralar. Her neyse konumuza geri dönelim ve değerlendirmemize başlayalım. Okumaya devam et “Okudum: Aylak Adam (Yusuf Atılgan)”

Okudum: Posta Kutusundaki Mızıka (A. Ali Ural)

Posta Kutusundaki Mızıka (A. Ali Ural)
Posta Kutusundaki Mızıka (A. Ali Ural)

Bu yazımın konusu başlıktanda anlayabileceğiniz üzere, ‘Posta Kutusundaki Mızıka‘ isimli bir kitabın incelemesi olacak. Öncelikle bu kitabı okumam için bana veren kişiye burdan teşekkürlerimi iletmek isterim, beni bu mükemmel kitap ile tanıştırdığı için :). Mektup türünün gitgide unutulduğu bir dönemin içerinde olduğumuzdan dolayı sanırım, içerisinde bu kadar içten mektuplar barındıran bir kitabı okumuş olmam bende çok güzel duygular uyandırdı. Kitabın içerisinde bulunan mektuplar bir dosta hitaben yazılmış ve her bir mektup “Sevgili Dost” cümlesi ile başıyor. Bu noktada kitabın içerisindeki bir mektupdan şöyle bir alıntı yapmak isterim, yazarın her mektuba neden bu iki kelime ile başladığını çok güzel bir şekilde anlattığı şu paragraf, okuduktan sonra insana dostlukların ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor: Okumaya devam et “Okudum: Posta Kutusundaki Mızıka (A. Ali Ural)”