kimdir nedir?

img_0181
köyümde…

Bir zamanlar Kolhis ve Lazika Krallığına bağlı Athenæ(Atina) topraklarında, günümüzde Pazar (Rize’nin bir ilçesi) olarak bilinen şirin ilçede, 1995 yılının 18 Martında, Laz bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Bu şirin ilçenin modern anaokulu olan Zübeyde Hanım Anaokulu’nu güle oynaya “5 yıldızlı pekiyi” ile bitirdim. İlk ve orta öğrenimimi yine ilçemdeki Ahmet Mesut Yılmaz İlköğretim Okulu’nda aldım. Daha sonra liseye gitmek için ilçemden ayrıldım fakat çok fazla uzağa gitmedim. Yine aynı Lazika topraklarında Viçe olarak bilinen, bugünkü ismiyle Fındıklı’da (Rize’nin bir ilçesi) Şehit Cavit Köroğlu Anadolu Lisesi’nde eğitimime devam ettim. Lise bittiğinde yine çok uzağa gitmedim. Türkiye’deki saçma eğitim sistemi yüzünden Rize Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümüne gittim. Orada işkence gibi iki yıl geçirdikten sonra 1 yıl ara verdim ve şu an doğup büyüdüğüm topraklardan çok uzaklara, “yavru vatan” dediğimiz fakat Türkiye’den farklı bir kültüre sahip olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yer alan Yakın Doğu Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümüne dikey geçiş sınavı ile son çare olarak geldim. Fakat burası da sabır testiyle sınandığım bir yer olacak gibi duruyor. Her neyse…

İlk ve orta öğrenimimden bu yana sosyal yetenekler anlamında tam olarak asosyallik mi, yoksa arkadaş seçmeyi bilmek mi bilmiyorum ama sanırım bu ikisinin arasında bir yerlerdeyim. İnsanlarla iletişim kurma konusunda zayıftım fakat lise ve üniversitede bunun da biraz olsun üzerinden geldiğimi düşünüyorum. Yine de çok fazla rahat olabildiğimi söyleyemem. Arkadaşlarım var elbette fakat gerçekten “dost” diyebileceğim kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez-ki bence böylesi daha iyi-.

Küçüklükten beri hep meraklı biri olmuşumdur. Araştırma yaparak yeni şeyler öğrenmeyi ve kendimi geliştirmeyi hep sevmişimdir. Bu sayededir ki zaten şu an mesleğim olan programlama ve ilgi alanım olan yazı yazma, kitap okuma gibi şeyler kazandım. Hayat felsefemi de hep yeni şeyler öğrenmek ve kendimi geliştirmeye çalışmak üzerine kurmuşumdur.

Teknoloji ile ilk olarak, televizyon ve diğer elektronik ev aletlerini saymazsak, bizim nesilin oyun konsolu olan Atari ile tanıştım. Sabah erkenden oynamak için kalktığımız, adaptör çok ısınınca da çizgi film izlediğimiz o günlere selam olsun. Bilgisayar ile de ilk olarak orta okul zamanlarında babamın bana karne hediyesi olarak bir arkadaşından birkaç haftalığına ödünç aldığı Windows 3.1 olduğunu çok sonradan öğrendiğim, dizüstü ama dizüstüne kullanırsanız çeşitli eklem rahatsızlıklarına yol açabilecek kadar ağır, güç kablosu olmadan çalışmayan bir makine ile tanıştım. İlk zamanlarda sadece çocukluğumun efsane oyunu olan mario oyununu oynamak için komut satırına “mario” yazıyordum ve oynuyordum o kadar. Daha sonra meraktan kurcalamaya başladım tabii ve babamın arkadaşından ödünç alarak getirdiği bilgisayarı bozdum. İlk tanışma için pek iyi bir durum değil tabii ama benim için iyi bir deneyim oldu diyebilirim. Sonraki bilgisayarım artık bana(ve kardeşime) ait kişisel bir bilgisayardı ama kendisiyle çok vakit geçiremedik, nedenini tam hatırlayamıyorum ama bir süre sonra değiştirdik bu bilgisayarı ve zamanına göre daha güncel bir bilgisayar aldım. “İlk göz ağrım” diyebileceğim bilgisayar işte buydu. Intel Pentium 4 işlemcisine, 512MB belleğine rağmen kendisiyle çok işler yaptım. Hâlâ daha odamın bir köşesinde, gözümün ucunda duruyor kendisi ama o eski halinden eser yok tabii.

Komşuların televizyonunda “kanal yükleme” ve sıralama işleriyle başlayan kariyerim, akrabaların bilgisayarlarına “format” atma ve çeşitli teknolojik aletlerini tamir etmek ile devam etti ve çevremde iyice “bu çocuk teknolojiden anlıyor” diye fişlendim. Lise zamanlarında da “madem bu kadar ilgiliyim bu işlere neden bunu meslek olarak seçmemeyim” dedim ve bu yolda ilerlemeye devam ettim. O zamanlarda neden olarak sadece “ilgim var” diyordum insanlara ama sonralarda mesleği iyice keşfedince anladım asıl sebebini: Programlamada sürekli kendinizi geliştirmek zorundasınız. Öyle bir kere öğrenip, ömür boyu aynı işi yaparak sürdürebileceğiniz bir meslek değil. Hiçbir zaman monotonlaşmayacak bir mesleğe sahip olduğum için mutluyum. Dünya görüşüm dolayısıyla özgür yazılım anlayışına sahip bir geliştirici olmaya çalışıyorum. Açık kaynak ve özgür projeler geliştirmeye ve katkıda bulunmaya çalışıyorum.

Bunların yanında fotoğrafçılık ile ilgilenmeye çalışıyorum. Maalesef bir profesyonel fotoğraf makinem yok ama elimdeki akıllı telefon ile nispeten güzel anlar yakalamaya çalışıyorum. Profesyonel fotoğraf makinesi alana kadar böyle devam edeceğim.

Görüldüğü üzere teknoloji ile bayağı ilgiliyim ama o kadar da fazla teknolojinin her yere girmesi taraftarı değilim. Köy yaşamını ve köy kültürünü(artık kapitalist sistem altında yok oldu maalesef) çok severim. Köyde büyümüş bir çocuk olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Bir selam da köyde çay tarlasının üzerinde uzanıp bulutları bir şeylere benzetmeye çalıştığımız o masum yıllara gelsin.

Yazı yazmaya ilkokuldaki sınıf öğretmenim sayesinde başladım. Bugün burada bir blog sitem ve içerisinde birçok yazım varsa bunu ona borçluyum. İçimdeki yazı yazma yeteneğini keşfettiği için kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır. Hayal gücüm çok geniş olduğundan dolayı (bkz:sitemin slogan kısmındaki sabahattin ali alıntısı) o zamanlarda genelde hikaye ve öykü türünden kurmaca metinler yazıyordum, keşke onları saklasaydım ama maalesef bir türlü bulamadım o metinleri. Daha sonra lisenin ilk yıllarında dünya görüşüm henüz yeni şekillenmeye başlamışken ve biraz da ergenliğin de getirdiği farklı olma güdüsüyle blog sitemi açtım ve popüler gündem yazıları yazmaya başladım. Fakat sonraki yıllarda kitap okuma hevesimin de artmasıyla birlikte, bu yazıların kimseye pek bir faydasının olmadığını anladım ve sitemde yer alan o tarz yazıları yayından kaldırdım. Artık okuduğum kitaplarla ilgili inceleme yazıları ve mesleğim olan programlama ile ilgili yazılar yazıyorum sadece sitemde, yine de arada bir kendimi tutamayıp popüler gündem yazısı yazdığım oluyor, bazılarını yayınlıyorum.

Anlaşıldığı üzere kitap okumayı seviyorum. Aslında ilk ve orta okul zamanlarından beri meraklı biri olduğum için kitap okuyordum fakat çok düzensizdi o zamanlar ve doğal olarak kitap seçmeyi de bilmiyordum o yaşlarda. Yani tam anlamıyla düzenli olarak kitap okumaya lise zamanlarında başladım ve hâlâ devam ediyorum. İlk zamanlarda yine yeni yeni şekillenen dünya görüşüm ve farklı olma güdüsüyle genelde toplumsal içerikli kitaplar okuyordum. Bunu yazarken çok utanıyorum ama o zamanlarda edebi kitap okumanın bir faydası olmadığını düşünüyordum, elbette artık böyle düşünmediğimi blogumdaki edebi içerikli birçok kitabın inceleme yazısını okuyarak anlayabilirsiniz. Lise sonlara doğru ve ilk üniversitenin başlarında, okuduğum kitaplar yavaş yavaş etkisini göstermeye başladı ve dünya görüşüm de yavaş yavaş oturmuştu artık. Artık dünyaya daha farklı bir gözle bakıyordum, zaten bu sayede anladım ya popüler kültür yazılarının pek bir faydası olmadığını. Ben de insanlara daha faydalı olmak adına blogumu şu an gördüğünüz hale getirdim.

Kitapların bana kazandırdığı bir şey olarak felsefi düşünmeyi severim. Söyledim ya zaten meraklıyım araştırmayı seviyorum diye. Bu da onun bir diğer getirisi işte. Zaten dünya görüşümü de bu sayede şekillendirip oturtabildim. Sıklıkla felsefi kitaplar ve metinler okuyup, üzerine düşünüp, kendim de bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Dünya görüşüme gelecek olursak, aslında her gün kafamda onlarca soru ile dolaştığım için ve her okuduğum kitapta “ya ben ne kadar cahilmişim” dediğim için size bir tanım veremiyorum. Zaten dünya görüşümü bir tanımın içine hapsetmek kendimi kısıtlamak olurdu. Bu yüzden kendimi geliştirdikçe, yeni şeyler öğrendikçe ve okudukça dünya görüşümde bu doğrultuda gelişiyor. Yani dünya görüşüm aslında benim kitaplığım ve yazılarım dersem sanırım yanlış olmaz.

Bana ulaşmak isterseniz aşağıdaki e-posta adreslerinden ya da sitemin yan tarafında bulunan “ben buralardayım” kısmındaki sosyal medya profillerimden ulaşabilirsiniz.

Kişisel e-postalarım:

Son güncellenme tarihi: 06.02.2017

Reklamlar