Okudum: Özgür Eğitim (Joel Spring)

ozgur-egitim-660354-Front-1

Eğitim yöntemleri konusu yıllardan beri her zaman tartışmalı bir konu olmakla birlikte bu konu da en çok tartışması yapılan konu eğitimde özgürlük konusu olsa gerek diye düşünüyorum. Benim de uzun zamandan beri kafamı kurcalayan bir konu olduğu için internette tesadüfen karşılaşmam üzerine okunacaklar listeme almıştım bu kitabı. Okuma zamanının geldiğini düşünerek yaklaşık 4-5 ay önce farklı 3 kitap ile birlikte sipariş etmiştim bu kitabı da fakat okuma sıramda farklı bir kaç kitap olduğu için bu kitaba ancak 7 Temmuz 2015 tarihi itibariyle başlayabildim ve 17 Ağustos itibariyle kitabı bitirmiş bulundum. Fakat hem önemli bulduğum kısımların fazla olmasından dolayı onları arşivime aktarmam uzun sürdü (biliyorsunuz ki kitabı bitirdikten sonra beğendiğim/önemli bulduğum kısımları arşivime aktarmadan blog yazısı yazmıyorum), hem de ilk defa felsefi bir kitabın değerlendirme yazısını yazacağım için öncelikle biraz fikir edinmek açısından bu konuyla ilgili farklı kitap değerlendirmesi yazılarını okumam gerekiyordu iyi bir yazı çıkarabilmem için. Bu nedenlerden dolayı değerlendirme yazım biraz gecikti. Her neyse “geç olsun, güç olmasın” diyelim ama sanırım yazmak biraz daha zor olacak benim için, çünkü kitabın içerisinde anlatılan felsefeden çok biraz daha kitabın kendisinden, anlatım biçiminden, konusundan bahsetmem gerekiyor çünkü bir kitap değerlendirmesi yazısı yazıyorum ve bu çerçevenin dışına çıkıp yazımın amacını değiştirmemem gerekiyor. Umarım becerebilirim, yanlış yaptığım bir konu olursa yorum yazarak uyarabilirseniz sevinirim hem böylece ileri de yazacağım felsefe kitabı değerlendirmelerimi de daha iyi hale getirmiş olursunuz.
Yazar özgür eğitim konusunu bölümlere ayırarak incelemiş bu kitapta. Önsöz ve Giriş bölümlerinin hemen ardından şuanda ki eğitim sisteminin eleştirisinin yapıldığı ve konuya girilen ilk bölüm olan “Okul Eğitiminin Radikal Eleştirisi” bölümü bizleri karşılıyor. Elbette bir sisteme alternatif sunuyorsanız öncelikle bunun nedenlerini belirterek o sistemin doğru bulmadığınız yanlarını eleştirmeniz gerekiyor, yazar da bu şekilde başlamış kitabına. Bu bölümde yazar öncelikle şuan ki eğitim sisteminin yarattığı sorunlar ile ilgili bazı tespitlerde bulunuyor ve bunlara radikal bir eleştiri getiriyor. Yazar, genel de William Godwin, Francisco Ferrer ve Ivan Illinch gibi büyük eğitim eleştirmenlerinin radikal eğitim teorilerini anlatıyor, arada bir de kendi düşüncelerini ve bu radikal eğitim teorilerinin aralarındaki ilişkiyi açıklıyor, kitabın geneli de bu şekilde ilerliyor. Şuan ki eğitim sistemi ile ilgili kitapta yapılan eleştiriler, uzun zamandır benim de Türkiye’de ki eğitim sistemiyle ilgili yaptığım eleştiriler ile hemen hemen aynı. Bunlardan birini şu şekilde paylaşmak isterim:

Radikal eleştirinin beli başlı temaları, okulun politik, toplumsal ve ekonomik gücü tarafından toplanıyor. Ulusal bir hükümetin denetimi altındaki devlet okulu sisteminin, uyguladığı eğitim sistemi aracılığı ile kaçınılmaz olarak hükümetin buyruklarına körü körüne boyun eğecek, kişisel çıkarlarına ters düştüğünde ve akıldışı olduğunda bile hükümetin otoritesini destekleyecek ve “doğru ya da yanlış olsa da benim ülkem” türünden milliyetçi bir görüşü benimseyecek vatandaşlar üretmeye yönelik girişimlere yol açtığı, vurgulanan görüşlerden biriydi. Bir diğer radikal eğitim konusu da okul eğitimi sistemlerinin, uygulanan eğitim süreci boyunca, monoton, sıkıcı ve kişisel tatmin vermeyen işlerde çalışmayı kabul etmek üzere yetiştirilmiş işçiler üretmede kullanılmaları olmuştur. Bu işçiler endüstriyel sistemin otoritesini kabul ederler ve bu sistemde herhangi bir köklü değişiklik arayışına girmezler. Bir başka ilgi alanı ise kitlesel okul eğitimin gelişmesine eşlik etmiş olan, eğitim yoluyla toplumsal hareketlilik sağlandığı miti oldu. Bu mit, diplomaların toplumsal değer için tam bir ölçü ve toplumsal ödüller için bir temel olarak kabul edilmesine yol açmıştır ve üstelik bu diplomalar var olan toplumsal sınıf bölünmelerine göre dağıtılmaktadır. Eğitim, hareketliliği arttırmaktan çok, toplumsal sınıflar arasındaki bölünmelerin daha da keskinleşmesine yol açmıştır.

— S.12-13 / Bölüm: Okul Eğitimin Radikal Eleştirisi

Bu alıntıda anlatılanlar size de oldukça tanıdık geldi değil mi? Bizzat yaşadığımız ülkenin eğitim sistemi aynen bu şekildedir maalesef. Bunun gibi benim de önceden yapmış olduğum eleştiriler gibi, daha önce hiç bakmadığım açılardan da bakan birçok eleştiri bulunuyor kitap içerisinde. Bu yönüyle kitabı oldukça geniş açılı buldum. Yani sadece bir noktadan değil birçok farklı noktadan konuyu irdelemeye çalışıp, bu açılar üzerinden eleştirilerini yapıyor. Kitabı, felsefi bir kitap olduğu bilerek aldım elbette fakat bu kadar farklı ve derin açılardan baktırıp, düşündürebileceğini tahmin etmiyordum açıkçası. Bu nedenle de oldukça zengin içeriğe sahip bir kitap. Yani konu hakkında bilgi vermek açısından beni fazlasıyla tatmin ettiğini söyleyebilirim bu kitabın.

Okul Eğitimin Radikal Eleştirisi bölümünden hemen sonra “Kendi Kendine Sahip Olma” bölümü ile devam ediyor, yavaş yavaş radikal ve gerçekten özgürlükçü eğitim teorileri hakkında bilgi vermeye başlıyor kitabımız. Bu bölümde 18.yy aydınlanmasının rasyonalist temelinden ortaya çıkmış olan ve bölüme ismini veren “Kendi Kendine Sahip Olma” kavramı anlatılıyor. “Kendi Kendine Sahip Olma” ile kast edilen şey bireyin düşünceye sahip olmasıdır(ki gerektiğinde ondan kurtulabilsin); düşüncenin bireye sahip olması değil. Yani her şeyin bireyin kendi isteği ve arzusu dâhilinde olmasıdır. Eğer bireyin eylemlerine içselleştirilmiş bir otorite kılavuzluk ediyorsa orada kendi kendine sahip olma kavramından söz edilemeyeceğini savunuyor yazarımız. Eğer insan kendi kendine sahip değilse orada politik özgürlüğün çok az anlamı kalır. Çünkü bu durumda yönetici güçler zaten var olan eğitim sistemi ile düşünce üzerinden kişinin iç dünyasında yer edinmiştir ve her durum da kendine var olan toplumsal yapıyı sorgusuzca destekleyecek bir kitle bulabilecektir. Ülkemizde de bunun örneklerini açıkça görmekteyiz. Bu kavram oldukça felsefi temellere dayalı olduğu için anlatmakta biraz zorlanıyorum o halde ben topu şu alıntıya atayım:

Max Stirner bireylerin kendi kendilerine sahip olmaları için okul eğitimi yoluyla değil; iradenin eylemleri aracılığıyla inançlar edinmeleri gerektiğine inanıyordu. Başka bir deyişle kişi bir şeye inanmayı yararlı bulabilir ve bu inanca göre hareket edebilir. Bütün düşünceler ve değerler kişi için taşıdıkları değerlerine göre yargılanmalıydı. Stirner’in yaptığı temel ayrım, erken yaşta dinsel bir ilmihalin öğretilmesi ile daha sonraları bir kiliseye katılmak konusunda bir seçim yapılması arasındaki farktı. Bir yandan erken yaşta bir dine inanmayı öğrenmek kafaya, yok edilmesi zor bir tekerlek yerleştiriyordu. Stirner’in dediği gibi din, “insanı kendine tabi kılan bir düşünce” haline gelmiştir. Diğer yandan kişi bir dini, konu ile ilgili bilgiye dayanan ve ne olması gerektiğine dair herhangi bir inançtan bağımsız olan aklın kullanılmasıyla bu inanç o kişiye aittir. Kişi düşünceye sahip olursa, ondan kurtulabilir; düşünce bir bireye sahip değildir.

—S.40 / Bölüm: Kendi Kendine Sahip Olma

Umarım bu alıntı ile birlikte bölüm hakkında daha iyi bilgi edinebilmişsinizdir. Açıkçası ben de kitap içerisindeki bazı kavramları anlamakta zorlandım fakat bi’ kaç araştırma yaparak durumun üstesinden gelebildim. Bu nokta da kitabın çeviri kalitesi devreye giriyor.  Ayşen Ekmekçi(Kitabın çevirmeni) elinden geldiğince anlaşılabilir bir şekilde çevirmiş kitabı ve bence de bazı noktalar hariç gayet anlaşılabilir bir çeviriye imza attı. Ne de olsa bir felsefe kitabını çeviriyor her kavramın Türkçe’de karşılığı olmuyor maalesef. Buna rağmen çevirmenimiz gayet başarılı bir iş çıkarmış bence. Bu bölümden hemen sonra “Bilincin Gelişmesi; Marx’tan Freire” bölümü geliyor.

Bilincin Gelişmesi; Marx’tan Freire’ye bölümün de genellikle 20.yy’ın en önemli eğitim felsefecilerinden biri olan Paulo Freire’nin radikal eğitim teorisinden bahsediliyor. Freire’nin eğitim merkezinin temelinde, kökeni Marx’ın bireysel bilincin gelişmesi ve modern toplumda yabancılaşma teorisine uzanan bir insanlık kavramı bulunduğundan bölümün isminde Marx’ta geçiyor. Freire’nin eğitim teorisinden biraz bahsetmek istiyorum izninizle. Freire, “öğrenme, irade ve toplumsal eyleme bağlanarak düşünce ve eylem ayrımının üstesinden gelinir”.(S.58) fikrini savunmaktadır. Yani tüm öğrenme faaliyetleri kişinin kendi iradesi ve isteğine dayalı olmak zorundadır. Bu şekilde kişi kendine ihtiyacı olan bilgileri, kendi isteğiyle öğrenecektir. Aksi takdirde kişiye istemediği ya da gerçek hayatta kendisine faydası olmayacağı şeyler öğretildiğinde daha doğrusu dayatıldığında bu kişinin kendine yabancılaşmasına yol açacaktır. Bir örnekle açıklamak gerekirse, sevmediğiniz bir işte çalıştığınızı düşünün yani sizin doğanıza aykırı bir işte çalışıyorsunuz. Bu durumda işinizde kendinizi gerçekleştiremiyorsunuz, yani yaptığınız iş sizde somut bir düşünce ortaya çıkarmıyor. Dolayısıyla kendinize yabancılaşıyorsunuz, yani “kendi kendinize sahip olmuyorsunuz”. Freire’nin bu soruna getirdiği çözüm ise kitaptaki bu bölümde sizleri bekliyor. Onu şimdi ben anlatmayayım sizlere yoksa pek sürprizi kalmıyor ve yazım amacının dışına çıkıyor.

Diğer bölümlerde de buna benzer sorunlardan bahsediliyor ve çeşitli eğitim felsefecileri tarafından bu sorunlara getirilen çözümler işleniyor. Bölüm isimleri şu şekilde: “Cinsel Özgürlük ve Summerhill: Reich ve Neill”, “Çocuğu Çocukluktan Kurtarmak” ve son olarak “Bugünün Gerçekleri ve Yarının Ümitleri” bölümü ile kitabımız bitiyor. Özellikle Cinsel Özgürlük ve Summerhill: Reich ve Neill bölümünde işlenen konu gerçekten soruna çok farklı açıdan bakan bir bölüm, okuduğunuzda sizin de benim gibi derin düşüncelere dalacağınıza eminim nerdeyse. Bugünün Gerçekleri ve Yarının Ümitleri bölümünde yazar, diğer bölümlerde bizlere aktardığı eğitim felsefecilerin teorini günümüz de nasıl uygulayabileceğimizi anlatıyor ve başlıktaki gibi geleceğe dair umutlardan bahsediyor ve bu şekilde kitabını bitiriyor.

Kitabın genel bir değerlendirmesini yapmak gerekirse; felsefi bi’ kitap olmasından mütevellit oldukça düşüncü ve bir o kadar da farklı kavramlar, terimler içeren bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Her bölüm üzerine ayrı ayrı düşünülmesi gereken çok derin bir kitap. Ben de kitapta anlatılan radikal eğitim teorilerini işleyeceğim ve kendi yorumlarımı katacağım farklı bir yazı yazmayı planlıyorum. Eğer siz de benim gibi şuan ki eğitim sistemi üzerine oldukça düşünen biri iseniz ve felsefe ile ilgilenen biriyseniz kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim bir kitap. Son olarak gerçekten benim de kafamdaki düşünceyi çok iyi anlatan şu alıntıyı paylaşmak istiyorum. Aslında sırf bunun için bile ayrı bir yazı yazılabilir ama sizden bu alıntı üzerine düşünmenizi istiyorum:

(…) İnsanların, sorunun bir parçasının hâkim sınıfın tanımladığı şekliyle “başarı”yı kabul etmeleri olduğunu görmelerine yardım edilmelidir. Kendi yaşamlarına otantik olarak yaklaşmaya başlamalı ve kendi gerçekliklerini hâkim sınıfın değerine dayalı bir yaklaşımla reddetmekten vazgeçmelidirler.

— S.67 / Bölüm: Bilincin Gelişmesi: Marx’tan Freire’ye

Umarım açıklayıcı ve faydalı bir yazı çıkartabilmişimdir.
Bir başka kitap değerlendirmesi yazısında görüşmek üzere,
Esenle kalın…

Reklamlar

Yorum yazmak için;

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s