Okudum: Ve Sen Kuş Olur Gidersin (Tarık Tufan)

ve-sen-kus-olur-gidersin-703975-Front-1

İnsanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor. Özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların. Sonra silinip gidiyor.

— s.13

Gerçekten de böyle değil midir sizce de? Tabii burada kast edilen sizi gerçekten anlayan kişiler değil. Fakat bunların dışında kalan kişiler için doğru bir söz değil mi sizce de? Siz sürekli özenle bir şeyler anlatırsınız insanlara, her cümlenizi, kelimenizi özenle seçip konuşursunuz. Karşınızdaki da sizi o an için anlıyor olabilir hatta, fakat bir süre sonra bakmışsınız ki hiç o şeyleri anlatmamış gibi hareketler sergilemez mi karşınızdaki kişi? Tıpkı buharlı bir cama yazı yazmak gibi işte. Bende ne zaman buharlı bir cam görsem bir şeyler yazarım hep, silineceğini de biliyorum elbet ama işte yazmadan da edemiyor insan bazen silineceğini bildiği halde yazmak istiyor. Silineceğini bildiği halde anlatmak istiyor bir şeyler… Yazarımız da(Tarık Tufan) benimle aynı görüşte olacak ki, bu güzel kitabı yazarak bizlere bir şeyler anlatmaya çalışmış. Yazarı ne kadar anladığımız meçhul tabii ki, bu satırları yazarken yazarın aklından geçenleri tam olarak bilmek pek mümkün gözükmüyor ama yinede yazarı anlatmak istediklerine yakın bir şekilde anlayabildiğimi ve sizlere de bu ölçüde anlatabileceğimi düşünüyorum. Haydi öyleyse kitabım içinde bir gezintiye çıkalım.

Yazar bu kitapta anlatmak istediklerini bölümlere bölüp o şekilde bizlere anlatmayı tercih etmiş. Tam olarak 25 bölümden oluşuyor kitabımız ve genellikle bölüm isimleri şu şekilde ilerliyor: “İnsan sakladıklarıyla insandır.“, “İnsan hep yarındır…” vb. şeklinde bölüm isimleri bulunuyor, tamamı bu şekilde değil fakat bir çok bölümde böyle isimlendirmelere gitmiş yazarımız. Bu da daha hoş bir hava katıyor kitaba bence, bir biriyle uyumlu bu bölüm isimleri. Bölümler genelde bir biriyle bağımsız şekilde ilerliyor, yani her bölümde farklı hayat zorlukları anlatılıyor. Fakat bir yerden sonra belli bir olay örgüsüne göre ilerleyen bölümler bulunuyor, yani bölümler tam anlamıyla birbirinden bağımsız denemez. Zaten hayat zorluklarıyla ilgili şeyler anlatıldığından bölümlerin bir birleriyle olay örgüsü bazında olmasa bile tema bakımından bağlılıkları bulunmakta. Bunun yanında kitabın içerisinde şöyle hoş bir kaç bölüm bulunmakta:

IMG_0731
Büyük halini görmek için resmin üzerine tıklayın.

 

Bir adet daha buna benzer bir bölüm bulunmakta fakat onu paylaşmayayım ki kitabın sürprizi kaçmasın, kendiniz gördüğünüz de hissedin o hoşluk duygusunu. Bu bölümde benim ilk dikkatimi geçen kelimeler tabii ki de “Sosyalizm” ve “Komünizm” kelimeleri oldu, sosyalist değerleri benimsemiş biri olarak 🙂 Sizin dikkatinizi geçen ilk kelime ne oldu?

Kitapta işlenen genel tema ‘yalnızlık’ teması olmakla birlikte anne sevgisi ve bağlılığı, aşk, farklı olma isteği gibi alt temalar da bölümlerin içerisinde rastlayabileceğiniz konular arasındalar. Temalardan da anlayabileceğiniz üzere duygu yoğunluğu oldukça fazla olan bir kitap ‘Ve Sen Kuş Olur Gidersin‘. Bu da haliyle okurken bir çok duyguyu yaşamanıza olanak sağlıyor bir nevi yazarın anlattıklarını bire bir yaşıyormuşçasına hissediyorsunuz beyninizde ve bu da kitabı hemen okuyup, bitirip ardından rafa kaldırma isteğinizi köreltiyor tam aksine yavaş yavaş sindire sindire okumak istiyorsunuz kitabı, okuduğunuz her bölüm üzerine düşünüp daha sonra yeni bölüme geçmek istiyorsunuz. En azından bende böyle oldu bu durum. Öyle ki 125 sayfalık bu kitabı 1 ayda bitirmeme neden oldu bu durum(Tabii bunda üniversitede final döneminde olmamızın da payı vardı). Şikayetçi değilim aksine gayet iyi oldu ve güzel bi’ şekilde idrak edebildiğimi düşünüyorum kitabı. Kitapta duygu yoğunluğu oldukça fazla demiştim buna şöyle bir örnek vermek istiyorum:

Hayatımda onun kadar güzel gülen birine rastlamadım. O kadar az güldüğünü gördüm ki, o anlardaki içtenliği bambaşkaydı sanki. O gülerken, bir kardelen daha açıyordu yeryüzünde. O gülerken salıncaklar gökyüzünde sallanıyordu. O gülerken, her şey güzelleşiyordu bizim gönlümüzde.

— s.43

Bu güzel alıntıyla sanırım daha iyi anlatabilmişimdir kitaptaki duygu yoğunluğunu.

Biraz da kitaptaki karakter ile ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. Aslında kitapta anlatılanlar bir karakterin mi, yoksa yazarın kendisinin mi başından geçen şeyler olduğunu pek anlayabilmiş değilim, bu konuda bir soru işareti var kafamda. Gerçi karakter bile olsa tabii ki de yazar kendi hayatından esinlenerek yazmıştır olayları ama yine de tam kesin bir yargıya ulaşamadım ben. Ben karakter olarak devam edeceğim yazıma. Kitabın ana temasından da anlayabileceğiniz üzere karakterimiz, yalnız bir insan. Haliyle oldukça düşünen ve sorgulayan bir kişi karakterimiz. Bu açıdan ben karakterimizi, Aylak Adam(Yusuf Atılgan) kitabındaki C. karakterine benzettim tabii ki bire bir aynı karakter değil fakat benzer yönleri oldukça fazla, özellikle bazen kendince konuşması, sorular sorması buna en güzel örnek olur:

Bazen düşünüyorum da hayatım boyunca söylemeyip de vazgeçtiğim şeyleri söyleseydim ne değişirdi acaba? Hayatın akışında ne kadar farklılıklarla karşılaşırdım? Yoksa kader dediğimiz şey o anda yaptığımız anlık, küçük tercih midir?

— s.58

Gördüğünüz gibi karakterimiz yine oldukça düşünen bir karakter. Kitabın tamamı boyunca bu tarz sorularına maruz kalabilirsiniz karakterimizin, aynı soruları sizde kendinize sorarak(aslında yazarın burada amaçladığı şeyde bu zaten) cevaplar aramaktan çekinmeyin. Karakterimizin yalnız olduğundan bahsetmiştik, fakat nasıl bir yalnızlık bu? Fiziksel mi? Yoksa ruhsal bir yalnızlık mı bu? Bu tarz kitapların çoğunda karşılaşabileceğiniz şekilde karakterimiz ruhsal bir yalnız, yani etrafında insanlar olmasına rağmen, onu tam istediği gibi anlayabilen pek insan yok. Onu anlayan insanlar var elbet ama karakterimiz bu durumdan da şöyle bir sıkıntısı var:

Oturup, neyim var neyim yok anlatabileceğim insanlar da vardı elbet. Anlayabileceklerinden ve bir şeyler yapabilmek için çaba sarf edeceklerinden kuşku duymadığım insanlar. Fakat onlara da sorun çıkarmak istemiyordum. Onları üzmek ve beni her gördüklerinde yeni bir sorunla karşılaşabilecek olmanın verdiği bir sıkıntı haline sokmak beni üzüyordu. Bu yüzden onlara da aynı iğrenç yanıtı verdim; “Hiçbir şey yok!”

— s.20

Anlayabileceğiniz üzere yine farklı bir karakter keşfedilmek için sizi bekliyor kitapta!

Son olarak kitap kapağının tasarımını çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Aslında kapak tasarımlarına pek önem vermiyorum, benim için(ve bir çok kitap okuru için) önemli olan içeriğidir fakat bu kitabın kapak tasarımı gerçekten çok hoş. Ne çok süslü, abartılı; ne de çok sade, biçimsiz. Tam aksine tam ortasında bir kapak tasarımı ve oldukça da hoş. Kitabı okumak için her elime aldığımda şöyle bir kaç kez kapak tasarımını inceledim gerçekten. Keşke böyle kapak tasarımlarını daha çok görebilsek. Gerçi daha çok görmekte istemeyiz sanırım, yoksa çok sıradan bir şey olmaya başlar artık. En iyisi böyle devam etmesi o zaman değil mi? Bu sayede, bu tarz güzel kitapları diğerlerinden ayırt edebiliriz. Genel olarak bakacak olursak, alıntıladığım yerleri beğendiyseniz kesinlikle alıp okumanız gereken bir Tarık Tufan kitabı, emin olun daha bir çok kısım bulunmakta bu alıntıladığım güzel kısımları gibi. Ben 10 sayfa alıntı çıkardım kitap içerisinden düşünün yani. Alıp okumayı düşünenler için keyifli okumalar dilerim.

Bir başka kitap değerlendirmesi yazısında görüşmek üzere,
Esenle kalın…

Reklamlar

Yorum yazmak için;

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s