Okudum: Aylak Adam (Yusuf Atılgan)

aylak_adamMerhabalar,

Bu yazımın konusu Aylak Adam isimli kitap olacak. Uzun zamandır okunacaklar listemde olmasına rağmen okumak için yeni yeni fırsat buldum ve geçen ay başladığım(05/04/2015) kitabı, cuma günü(08/05/2015) itibari ile bitirmiş bulundum. Aslında bu kitaptan önce sırasıyla Ziyan (Hakan Günday) ve Deliliğe Övgü (Desiderius Erasmus) kitaplarını okumuştum fakat onların değerlendirmesini yazacak vakit bulamadım maalesef ama Ziyan kitabı için bir değerlendirme yazısı yazmayı düşünüyorum şu sıralar. Her neyse konumuza geri dönelim ve değerlendirmemize başlayalım.

Kitaptaki ana tema, benimde sorunundan muzdarip olduğum ‘yalnızlık’ üzerine kurulmuş. Ve yine benimde aynı sorundan muzdarip olduğum fiziksel değil, düşünsel yalnızlıktan bahsediliyor. Kitabımızın ana karakteri olan C.(yazar kendisine böyle hitap ediyor) da sürekli içinden konuşarak etrafındaki kimsenin dikkat etmediği konular hakkında fikirlerini kendi kendince tartışıyor. Kimsenin dikkat etmediği ayrıntılarla uğraşan bir karakter. Yani karakterimiz kafasında sürekli onlarca soru/sorun var. Kitabı beğenmemi sağlayan da ana karakterin bu özelliği oldu zaten. Bu özelliği ile C. bana çok benziyor. Bende sürekli kafamda onlarda soru ile dolaşan biriyimdir. Haliyle kitaptaki bu karakteri de oldukça kendime yakın gördüm. Adeta C.’da kendimi gördüm diyebilirim. C.’danın iç dünyası hakkında çok güzel bilgi veren şu alıntıyı sizinle paylaşmak isterim:

İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka biriydi. Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar eritiyorlar.” (…) “Bunlardan kurtulmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar…” kafasından geçene güldü. Duraktakiler dönüp baktılar. Kadının biri kaşlarını çattı. Sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. “Ne adamlar be. Güldüysem güldüm, size ne?” Duramadı orda, yürüdü. Eve gitmeyecek. İçindeki ‘sinemadan çıkmış kişi’yi öldürdüler. Sağ kalan sıkıntılı, kızgın. Hep ölçülü-biçimli mi davranmak gerek? Kim demiş? Başkaları eve gidecek sanırken o gidip bir meyhanede içecek.

Bu alıntıdan sonra sanırım sizde, C. karakterinin iç dünyası ile ilgili bir çok şey öğrenmiş oldunuz. Kitabın tamamında C. karakterinin bu tarz içinden konuşmaları hakim. İşte yazar bu şekilde biz okuyuculara gerçek yalnızın insanı nasıl bir duruma ittiğini anlatıyor. C. öylesine yalnız kalmış bir karakter ki, tüm soru/sorunlarını kendi ile konuşmak başka yapabileceği bi’şey yok. Karşına insanlar çıkıyor elbette hikaye akışı boyunca fakat, bu insanlar C. soru/sorunlarını anlayamıyor bi’ türlü. Peki C.’nın soru/sorunları neler? Gelin biraz da kitabın bu noktası hakkında değerlendirme yapalım.

C.’nın sorunlarından birisi, aslında çağımızın en belirgin ve hepimizin zamanla karşılaştığı bir sorun: Gerçek sevgi ve doğru kişi arayışı. Karakterimiz bütün hikaye akışı boyunca İstanbul’un farklı yerlerinde geziyor ve hep ‘o’ kişiyi arıyor. Aslında kimi aradığını kendisi de bilmiyor fakat o kişiyi gördüğünde içinde bi’şeyler hissetmeyi bekliyor. Sürekli hiç tanımadığı insanların peşinden gidiyor, onları takip ediyor, “belki doğru kişi odur” umudu ile. Bir şekilde o kişi ile tanışıp bir süre birlikte olduktan sonra anlıyor ki, aradığı kişi aslında o değildir. Fakat C. yinede aramaktan vazgeçmiyor zaten kendisi “aylak” bir adam olduğu için vakti bol, İstanbul’da geziniyor sürekli. Yazar bu konu hakkında C. ile ilgili şöyle bir cümle kuruyor, kitabın bir noktasında:

Yoksa dünyada olmayanı mı arıyordu?

Dünyada gereğinden çok kadın vardı ama, yalnız bir teki yoktu.

(…)

Yalnız geceler değişmiyordu.

C.’nın aradığı kişi var mıydı dünya da, yok muydu bilemiyoruz lakin bildiğim bir şey var önemli olan olup olmaması değil, önemli olan bizim hiç bıkmadan doğru kişiyi ve gerçek sevgiyi aramaktan bıkmamamız. Etraftakilerin ne söylediklerine aldırmadan aramaya devam etmek önemli olan. Bakın üstelik C.’da bu konuda benimle hem fikir:

“Neden? Neden böylesiniz?” Olanla yetinerek, aramadan, düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı.

Karakterimizin başka bir sorunundan daha bahsetmeden edemeyeceğim çünkü bu konudan bende muzdaribim diğer konularda olduğu gibi. C.’nın bir diğer sorunu ise: alışmak. Ortama, olaylara, kişilere ve aklına gelebilecek hemen her şeye alışmak. Bilmiyorum sizde ilgileniyor musunuz bu sorunla fakat ben oldukça ilgiliyim. Konu üzerine oldukça düşünüyorum. Fakat ne kadar düşünsem bile bu konuyu size Yusuf Atılgan‘dan daha güzel bir dille anlatabileceğimi sanmıyorum. Ben susayım en iyisi alışkanlığın ne olduğunu size kitabın yazarı Yusuf Atılgan anlatsın:

Ertesi gün sıkıcı bir sabahla başlayacaktı. Kim bilir, iç sıkıntısı olmasa, belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı. ‘İş avutur,’ derdi babası. O böyle avuntu istemiyordu. Bir örnek yazılar yazmak, bir örnek dersler vermek, bir örnek çekiç sallamaktı onların iş dedikleri. Kornasını ötekilerden başka öttüren bir şoför, çekicini başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı, rahatlıktı. Çoğunluk çabadan, yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak! Gündüzleri bir okulda ders verir, geceleri sessiz, güzel kadınlarla yatardı istese. Çabasız. Ama biliyordu: Yetinemeyecekti. Başka şeyler gerekti. Güçlüğü umutsuzca zorlamak bile güzeldi.

(…)

Alışmayı anlıyordu. İşte insan beyni bile alışıyor, hep aynı şeyi tekrarlıyordu.

Gerçekten günlerce düşünsem alışkanlığı bu kadar güzel anlatamazdım sizlere. Yusuf Atılgan çok güzel bir edebi dil ile anlattı.

Son olarak kitabın genel bir değerlendirmesini yazarak değerlendirme yazımı bitirmek istiyorum. Gerek anlatım biçimi, gerekse karakterlerin derinliği açısından kitap oldukça doyurucu bir içeriğe sahip. Eğer sizde karakter derinliği olan kitaplardan hoşlanıyor iseniz ve henüz bir Yusuf Atılgan eseri okumamış iseniz kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap. C. karakteri gerçekten tanışmanız gereken bir karakter. Üstelik bir de kafasına taktığı konularda hem fikir iseniz, çok iyi anlaşacağınızı umuyorum.

Şuan ise Ve Sen Kuş Olur Gidersin (Tarık Tufan) isimli kitaba başlamış bulunuyorum, yani bir sonraki kitap değerlendirmem bu kitap üzerine olacak. Bir başka kitap incelemesinde daha görüşmek üzere,
Esenle kalın…

Reklamlar

Okudum: Aylak Adam (Yusuf Atılgan)” üzerine 2 yorum

Yorum yazmak için;

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s