Okudum: Fırtınalı Denizin Yolcuları – Sedat Göçmen Kitabı (İlbay Kahraman)

Fırtınalı Denizin Yolcuları

Marksizm hiçbir zaman bize iyi bir “muhlama” yapmasını öğretmez; ama bize insanca yaşamanın yollarını, birbirimizin sırtına binmeden yaşamanın yollarını öğretebilir.
— Kitabın önsözünden.

Böyle bir cümle içeren önsöz ile başlıyor kitap. “Muhlama” bizim karadeniz yöresine ait bir yemektir fakat burda vurgulanmak isteden mesaj daha önemlidir. Önemlidir çünkü şuan içerisinde bulunduğumuz sistem bu özelliklerden fazlasıyla yoksundur. Zaten yoksun olmasaydı bu sistemin ismi ‘Kapitalizm’ olmazdı. Kitabın incelemesine geçmeden önce, bu kitap bana bir akrabam tarafından verildi, kendisine burdan teşekkürlerimi iletmek isterim bu kadar faydalı bir kitabı bana verdiği için. Kitaba dönecek olursak; Kitap, Devrimci Yol hareketinin Karadeniz bölgesi üzerindeki örgütlenme hareketini konu almakta ve çalışmalar yaptıkları il ve ilçeleri bölüm bölüm olarak söyleşi şeklinde anlatmakdatır. Soran kişi, İlbay Kahraman; cevaplayan ise, Sedat Göçmen’dir. Sedat Göçmen, Devrimci Yol hareketinde Karadeniz bölgesinden sorumlu olan kişi. Yani tüm olaylar birinci ağızdan anlatılıyor. Kitabı, özellikle karadeniz bölgesini, benim yaşadığım bölgeyi kapsadığı için özellikle ilgili alanımın içerisinde olması nedeniyle gayet akıcı bir şekilde okudum. Yaşadığım bölgenin devrimci tarihini öğrenmek istediğim için büyük bir şevk ile kitaba başladım ve bitirdim. Özellikle de yaşadığım ilçem olan Atina’yı(Pazar/Rize) da barındırması dolayısıyla özel bir kitapdı benim için. İlçemin devrimci tarihi hakkında babamdan ve büyüklerimden oldukça bilgiye sahiptim fakat yinede bilmediğim bir çok şeyi daha öğrenmiş oldum. Kitap’da o dönemlere ait oldukça görsel içerik mevcut bu da kitabın bir artısı olarak belirtilebilir. Bu kadar ön bilgiden sonra detaylı incelemeye başlayabiliriz. Tabii başlamadan önce şunu belirteyim, bu yazı kitap incelemesinden çok biraz da o dönemde yaşanan olaylar ile ilgili değerlendirmelerde içerecek. Çünkü kitap zaten soru-cevap şeklinde ilerlerdiği için, kitabın içeriğini yorumlamak daha doğru olacaktır diye düşündüm.

Kitap öncelikle Sedat Göçmen’in çocukluk, öğretmenlik ve SBF(Ankara Üniversitesi Siyasi Bilimler Fakültesi) yıllarını bölüm bölüm anlatarak başlıyor. Çocukluk yıllarından bahsederken çok fazla olmasa da köydeki yaşamından bahsediyor Sedat Göçmen. Daha sonra ilkokul dönemlerinde başlayan kitap okuma sevgisinden bahsediyor biraz, sonra da köy ortamında okurken bir yandanda tarla işlerinde falan çalışmanın zorluğundan söz ettikten sonra çocukluk yılları bölüm bitiyor. Öğretmenlik yıllarında ise, çeşitli yerlerde yaptığı öğretmenlik zamanlarındaki çalışmalarından bahsediyor. Daha sonra üniversite yılları başlıyor, bu noktada söyleyebileceklerim, özellikle SBF yılları bölümünde, her türlü ortamın aşırı derecede politik olduğu. Her an kendinizi bir siyasi tartışmanın içerisinde bulabiliyorsunuz. Gerçi nasıl politik olmasın, 12 mart askeri cuntası sonrasında, doğal olarak her yer karışık. O dönemlerde ‘devrimci’ olarak nitelendirilen bazı üniversitelere faşistler tarafından saldırılar düzenleniyor. Daha sonra da polisler üniversiteyi basarak, zayıf düşmüş olan devrimcileri toplayıp götürüyormuş. Dönem zaten milliyetçi cephe iktidarlığı dönemi olduğu için bu tarz olaylar oldukça fazla yaşanmış o dönemlerde. Bu üç bölümde bu şekilde bitiyor. Bu bölümlerden sonra Sedat Göçmen, devrimci yol örgütlenmesi çalışmalarını yapmak üzere Karadeniz bölgesine geliyor ve çalışma yaptığı illeri veya ilçeleri bölüm bölüm anlatıyor. Tabii bu inceleme yazısında bütün bölümleri değerlendiremeyeceğim, hem bölümlerin çokluğundan, hemde inceleme yazısı diye başlayıp kitabın tamamını anlatmak istemediğimden. Çoğu kısmı siz okuyuculara bırakacağım. Zaten benim görevim kitap üzerinde bir merak oluşturmak ve insanların kitabı okumasını sağlamak.

“Karadeniz, hazırlıklar ve ilk temaslar” bölümü ile Sedat Göçmen, Zonguldağa geliyor ve bazı ön hazırlık çalışmaları yapıyor. Bu ön hazırlık çalışmaları, Karadeniz halkının yapısını, sorunlarını anlamaya yönelik çalışmaları oluyor genelde. Tabii bu çalışmaların yanında Sedat Göçmen, çeşitli kişilerle iletişime geçerek kimlerle çalışabileceği şeklinde değerlendirmeler de yapıyordu. Bu bölümün ardından Zonguldak bölümü ile başlıyor Sedat Göçmen’in Karadenizde ki serüveni. Dediğim gibi tüm bölümleri burda değerlendirmeyeceğim sadece kitabı neden okumanız gerektiğiyle ilgili önemli gördüğüm kısımları belirteceğim.

Öncelikle tabii ki de, Fatsa bölümünden bahsedeceğim fakat Fatsa ile ilgili ayrı bir yazıda hazırlayacağım için bu noktada çok detaylara girmek istemiyorum. Çünkü Fatsa’nin ve orada yapılan çalışmaların kesinlikle ayrı bir yazıyı hak ettiğini düşünüyorum. Konumuza dönelim, Fatsa için Türkiye’nin ilk Sosyalist belediyesi diyebiliriz. Fikri Sönmez’in (Terzi Fikri) belediye başkanlığı döneminde yapılan çalışmalar kesinlikle bir sosyalist sistemi andırıyor bize. Özellikle mahalle komiteleri… Ve tabii ki de “çamura son” kampanyası. Bu kampanyada belediye başkanı dahil olmak üzere Fatsa’nın halkıyla birlikte, Fatsa’da ki bütün çamurlu yerler temizleniyor. Bu çalışmada yaşlısından gencine tüm Fatsa halkının yer aldığını bir kez daha vurgulamak isterim. İşte sosyalist bir belediyeden kast ettiğim tamda buydu. Bu bölümle ilgili şöyle bir kısmı sizinle paylaşmak isterim:

Karaborsa İle Mücadele

– 1978 sonunda, birdenbire, ülkede yokluklar oluşmaya; yağ, gazyağı, şeker, filtreli sigara vb. temel ihtiyaç maddeleri normal fiyatın üzerinde, karaborsa fiyatlarıyla satılmaya başladı. Gazyağı köylülerin aydınlatmada kullandıkları en önemli ihtiyaç maddesiydi ve bulunmuyordu.

+ O dönem stokçuluk ve karaborsa alabildiğine gelişmişti!
– Karaborsa ve stokçulukla ilgili halktan şikâyetler gelmeye başladı. 5 liralık sigaranın 7 liraya satıldığını, 7 liraya var olanın 5 liraya yok olduğu şeklindeki şikâyetler artmaya başladı. Mazot ve benzin, tanıdıklara, sevdiklere var, genelde yoktu! Stokçuları tespit ederek yaptığımız ilk baskınlardan sonra, çok iyi tepkiler aldık.

+ İlk baskınlar derken, stok yapılan yeri buluyor, ilgili yerlere (zabıta ve polis) haber veriyor ve stoktaki malları stokçunun nezaretinde karaborsa fiyatından değil geçerli olan fiyattan halka satıyordunuz değil mi?
– Evet. Halk bu stokçuları iyi biliyordu; gelip devrimcilere haber veriyor ve çözüm bekliyordu. Bizim çözümümüz de stok malları geçerli fiyattan halka satmaktı. Burada, dükkan sahibinin, “Mallarımı yağmaladılar!” türünden söylemini engellemek için de ilgili yerlere haber veriyor ve halkın gözü önünde bu satışı başlatıyorduk.

+ İstihbarat kaynağı halk..
– Evet. Muhtemelen, Fikri Ağabey’e veya mahalle komitesine ihbarda bulunuyorlardı. İlk uygulamalardan sonra, şikâyetler artmaya başladı. İlk stokçu baskınları daha küçük iken, giderek büyük yerlere, daha planlı baskınlar yapmaya başladık. Büyük stokçuların da istihbaratı geliyordu. Bunların arasında CHP’liler de vardı. Yaptığımız iş, stokçunun deposunu basıp içerdeki malları rayiç fiyattan satmaktı. Paranın tahsilatını da stokçunun kendisine yaptırırdık. Belli bir dönem sonunda belediyenin memurları da nezaret etmeye başladı.

+ Suçları sabit olan bu insanları normalde devletin tutuklayıp hakkında işlem yapması, mallarını da müsadere etmesi gerekmez mi?
– Bunu önlemesi gereken devlettir; buna şüphe yok. Hükümette CHP’nin veya AP’nin olması farketmiyordu. Stokçulara gün doğmuştu. Devletin oradaki temsilcileri, zabıta veya polistir. Bunlar, olaya müdahale etmedikleri gibi tam tersine, stokçunun yanında yer alıyordu. Kalabalık halk topluluğu, devrimcilerin yanında yer almaya, stokçunun lehine davranan polis veya zabıtaya karşı tavır almaya, onları işbirlikçi olmakla suçlamaya başladı. İhtiyaç sahiplerinin bu tepkileri giderek polis ve zabıta üzerinde de etkili oldu. Bir stokçu basıldığında, 300-500 kişi sıraya girmiş olurdu ve bu insanların tepkilerinin hedefi olmaktan çekindiler. Gerçi birkaç kez polisin devrimcilere müdahalesi olduysa da yapılan işin doğru ve yasal olduğu konusunda kaygısı olmayan arkadaşlarımız polisle çatışmayı göze aldılar. Halkın müdahalesinden çekinen polis, olayların büyümesini göze alamadı. Ramazan ayında, pilav yapacakken yağ bulamayan insanlardan bahsediyoruz. Bunlar arasında polis ve zabıta eşleri de vardı. Devrimciler, oruç tutunların çok duasını almıştır!

 Biraz uzun bi’ alıntı oldu fakat halka yapılan hizmetleri çok iyi anlattığını düşünüyorum bu alıntının. Fatsa’da bu şekilde bir yönetim anlayışı ilk halk mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamaktaydı. Taa ki, o operasyona kadar. “Nokta Operasyonu” Fatsa’da ki bütün huzuru yerle bir etti maalesef. Bu konu hakkında daha fazla detay için kitabı okumanız gerekiyor. Olayları birinci ağızdan okumanız daha faydalı olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak şöyle bir akektod daha paylaşıp yazımı bitirmek istiyorum:

Samsunda küfürbaz bir kadının evini tutmuştuk. Bize zaman zaman yemek ikram ediyordu. Kızları vardı ve bizim oğlanları pek beğeniyordu. Doğum gününde kadına bir hediye vermiş; fakat koşullar gereği kadınla bir daha karşılaşmadan kaçıp gitmiştik.

12 Eylül’den sonra arkadaşlarımızdan bazıları kadını ziyarete gitmişlerdi. Kadın bizimkileri görünce sarılıp kucaklamış: “Ben sizi televizyonda gördüm. Siz niye bana söylemediniz, ben size bakardım, beslerdim, sandıkla saklar, yine de kimselere teslim etmezdim. Öbürlerine de söyle ziyaretime gelsinler” demiş. Bir ara içeri geçip bir cam vazo getirmiş ve ağlayarak “Bu benim hayatımda aldığım tek hediye ve bunu siz verdiniz” diyerek bizi ne kadar sevdiğini, saydığını anlatmış.

Aktaran: İbrahim Çelik

Bu akektod beni çok etkilemişti. Sizleri de etkileyeceğini düşündüğüm için ekledim yazıma.

Bir kitap incelemesi yazısının daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Umarım kitap ile ilgili bir merak uyandırabilmişimdir. Kesinlikle okunması gereken bir kitap, özellikle benim gibi karadeniz bölgesinde yaşayan insanların kesinlikle ve kesinlikle okuması gereken bir kitap. Bölgemizin devrimci tarihi çok güzel bir şekilde anlatılmış. Son olarak şunu söylemek istiyorum; Kitabı okuduğumda daha iyi anladım ki, eğer o zamanlardaki bu çalışmalar 12 eylül darbesi yüzünden bitmemiş olsaydı şuan çok daha güzel bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Neden böyle düşündüğümü anlamanızın bir yolu var. Oda kitabı okumak.

Bir başka kitap incelemesi yazısında görüşmek üzere,
Esenle kalın…

Reklamlar

Yorum yazmak için;

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s